Radikalleşme ve Terörle Mücadelede Radikalleşme ve Terörle Mücadelede Radikalleşmenin Önlenmesi Çalışmaları

Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM)’ın kurucusu ve Uluslararası Güvenlik Masası Direktörü Süleyman ERDEM, Akademik çalışması olarak yürüttüğü “radikalleşme ve terör” üzerine ; “Cihatçılar; El Kaide ve IŞİD’e Katılanların Hikayesi” isimli yayınlanmış kitabının ilgili bölümünde yer alan “Radikalleşme ve Terörle Mücadelede Radikalleşme ve Terörle Mücadelede Radikalleşmenin Önlenmesi Çalışmaları“nı değerlendirdi.
UHA / İnternational News Agency
(SASAM)’ın Uluslararası Güvenlik Masası Direktörü Süleyman ERDEM, günümüzde devletlerin ve birçok uluslararası kuruluşun, güvenlik amaçlı yüz milyarlarca dolara varan miktarlarda harcamalar yaptığını, ancak bu paranın çok az bir kısmının, şiddet içeren aşırılığın ve radikalleşmenin nedenlerini araştırmaya ve bu nedenlerle mücadeleye ayrıldığını söyledi.
Süleyman ERDEM, “Oysa radikalleşme, sadece ulusal ve uluslararası güvenliği değil, toplumsal düzeni ve toplum içinde yaşayan insanların huzur ve güvenliğini de tehdit eden bir süreçtir. Çünkü radikal kişiler, toplumda birlikte yaşadıkları diğer insanlarla anlaşma yoluna gitmeden ve bazı durumlarda sert yöntemler kullanarak, kendi doğrularını topluma veya bireye kabul ettirme eğilimi içinde” olduklarını ifade etti.[1]
Radikalleşmenin Tanımı
Büyük Türkçe Sözlükte radikal; “kökten, köktenci”; radikalleşme ise; “radikalleşmek durumu” yani “köktenci hale gelme durumu” olarak tanımlandığını hatırlatan ERDEM,[2] Radikalleşmenin, bireylerin ve grupların yasal ve şiddet içermeyen siyasal faaliyetlerini de (aktivizm) içerebilmekle birlikte, daha çok yasadışı ve şiddet içeren siyasal faaliyetlerinin (radikalizm) içerdiğini belirtti.
Süleyman ERDEM, Radikalleşmenin aşırısının ise; devlet dışı bir grubun veya organizasyonun, hem devlet güçlerini hem de hükümeti destekleyen sivil vatandaşları hedef aldıkları terörizm halini aldığını dile getirdi.[3]
“Radikalleşme, özellikle son yıllarda artan bir şekilde bilimsel çalışmaların konusu olsa da, henüz bu kavram için uluslararası kabul gören bir tanım oluşmamıştır” diyen ERDEM, “Mevcut tanımlar, iki ana tema üzerinde yoğunlaşmaktadır” dedi:[4]
1-Radikalleşmenin şiddet içeriğine vurgu yapılan tanımlar: Bu tanımlarda, radikalleşmenin belirlenen hedefe ulaşmak için şiddet kullanımını kabul ve teşvik eden yönüne vurgu yapılmaktadır.
2-Radikalleşmenin daha genel bir tanımlaması: Bu tanımlarda, radikalleşmenin toplumda geniş kapsamlı değişimleri (demokrasiye tehdit oluşturup oluşturmadığı veya belirlenen hedeflere ulaşmak için şiddet kullanımı veya kullanım tehdidini içerdiğine bakılmaksızın) kabul ve teşvik eden yönüne vurgu yapılmaktadır.
(SASAM)’ın kurucusu ve Uluslararası Güvenlik Masası Direktörü Süleyman ERDEM, bu bağlamda radikalleşme ile ilgili bazı tanımlamaları şöyle sıraladı:[5]
* Hollanda Güvenlik Servisi’nin (AIVD) radikalleşme tanımı: “Radikalleşme; demokratik düzen ile çelişen veya demokratik düzene tehdit oluşturan toplumsal değişimleri takip etmeye ve/veya (gerektiği takdirde anti demokratik yollarla) bu değişimleri desteklemeye hazır olma durumunun artıyor olmasıdır.”
* Birleşik Devletler İçişleri Bakanlığı’nın radikalleşme tanımı: “Radikalleşme; kişilerin terörizmi ve şiddet içeren aşırılığı desteklemeye ve bazı durumlarda terörist gruplara katılmaya başladıkları süreçtir.”
* McCauley ve Moskalenko, radikalleşmeyi tanımlarken grup dinamikleri üzerinde yoğunlaşmaktadır: Onlara göre; “Radikallik; grup içi şiddeti ve grubun savunması için fedakârlık talebini meşru kılacak şekilde inançların, duyguların ve davranışların artan bir şekilde aşırılığa kaçmasıdır.”
* Wilner ve Dubouloz ise radikalleşmeyi şu şekilde tanımlamaktadırlar: “Radikalleşme, kişilerin aşırı politik, sosyal ve/veya dini fikirler ve emeller edinmeye ve belirlenen hedeflere ulaşmak için gelişigüzel şiddeti meşru görmeye başladığı, kişisel bir süreçtir.”
Süleyman ERDEM, “Bu tanımlar içinde Wilner ve Dubouloz’un yukarıdaki tanımı, kanaatimce doğruya en yakın olanıdır. Ancak bu tanımda da katılmadığım hususlar bulunmaktadır. Öncelikle ‘radikallik’ ile ‘şiddet’i eşdeğer görmek, bugün en çok yapılan hatalardan biridir. Barlett, Horgan ve Borum, radikal fikirlere sahip pek çok insanın terör faaliyetlerine katılmadığını ve pek çok teröristin de derin ideolojik bir fikriyata sahip olmadığını, hatta geleneksel anlamda hiç radikalleşmediklerini ifade eden yazarlar arasındadır. Yani şiddet ve terör, radikalleşme ve radikalliğin olmazsa olmaz bir unsuru değildir. Bu nedenle de radikalleşmenin tanımı yapılırken, şiddet unsurunu bu tanıma dâhil etmek, doğru bir yaklaşım değildir” dedi.
Wilner ve Dubouloz’un yukarıdaki tanımında eleştirilmesi gereken diğer bir hususun ise, radikalleşmenin “kişisel bir süreç” olduğunun ifadesi olduğunu söyleyen ERDEM, “Çünkü radikalleşme, McCauley ve Moskalenko’nun çalışmalarından görülebileceği üzere; sadece bireysel değil, grupsal ve hatta kitlesel düzeyde yaşanan süreçlerle de oluşabilmektedir. Bu nedenlerle, Wilner ve Dubouloz’un tanımındaki bu hususları düzelterek, radikalleşmeyi şu şekilde tanımlamayabiliriz; “Radikalleşme, kişilerin aşırı politik, sosyal veya dini fikirler ve emeller edinmeye başladığı kişisel, grupsal veya kitlesel bir süreçtir” şeklinde açıkladı.[6]
(SASAM)’ın kurucusu ve Uluslararası Güvenlik Masası Direktörü Süleyman ERDEM, 1960’ların sonlarında başlayıp son yıllarda artarak günümüze gelen araştırmaların sonucu olarak radikalleşme üzerine oluşan (sınırlı) literatürün, bireylerin yıkıcı ve terörist faaliyetlere katılmalarını meşrulaştıran inanç ve davranışları, niçin ve nasıl edindikleri üzerinde yoğunlaştığına dikkat çekti.
ERDEM, “Araştırmacılar, 1960’ların sonlarından itibaren bu soruya farklı seviyelerde analizler yaparak cevap bulmaya çalışmışlar ve bu analizler; birey, grup, netvörk (ağ), organizasyon, kitlesel hareketler, sosyo-kültürel bağlam ve ulusal/uluslararası bağlam seviyelerinde yapılmıştır” dedi.[7]
Radikalleşme üzerinde yapılan ilk çalışmalarda; terör faaliyetlerinin dramatik sonuçlarıyla ilişkilendirilen “sapkın” davranışın, zihinsel veya kişisel anormallikler göstermesi gerektiği düşüncesiyle, bireysel seviyeye odaklanma eğilimi gösterildiğinin altını çizen Süleyman ERDEM, şunları söyledi:
“Bu düşünce tarzı, beraberinde terörizmi izah etmek ve özgün bir terörist profili belirlemek için bir yığın klinik izahlar getirdi. Ancak kırk yıllık terörizm araştırmaları, sadece “çılgın” veya “hasta ruhlu” insanların terör faaliyetlerine giriştiği yönündeki algının tamamen yanlış olduğunu gösterdi. Yine de bu çalışmalar sonucunda, hala anlamlı ve istikrarlı bir terörist profili oluşturulamadı. Terörist profiliyle ilgili (sadece çılgın ve hasta ruhlu insanların terörist olduklarına dair) bu ilk naif düşünceler, genel olarak aşıldı ve terörizm; bir “durum” değil, dinamik bir “süreç” olarak kabul görmeye başladı”.[8]
“Günümüzde radikalleşme ile ilgili çalışmalarda; şiddete bulaşan insanların ne düşündükleri, nasıl böyle düşünmeye başladıkları ve son olarak da nasıl düşünce evresinden eylem evresine geçtikleri araştırılmaktadır” diyen ERDEM, “Ancak radikalleşme üzerindeki bu yoğunlaşma; “tüm radikal inançların terörizmin bir öncüsü olduğu” şeklinde yanlış bir algıyı da beraberinde getirmemelidir. Zira radikal fikirlere sahip pek çok insanın terör faaliyetlerine bulaşmadığı ve pek çok teröristin de derin ideolojik bir fikriyata sahip olmadığı, hatta geleneksel anlamda hiç radikalleşmediği bilinmektedir. Bu bağlamda şu sonuca ulaşılabilir; şiddeti meşrulaştıran aşırı görüşler ve inançlar geliştirerek radikalleşmek, terörizme bulaşmanın muhtemel yollarından biridir, ancak tek yolu değildir” dedi.[9]
Radikallik ile şiddet ve terörizmin aynı anlama gelmediğine dair bir gösterge, Pew ve Gallup gibi anket kuruluşlarının yapmış oldukları anket sonuçlarında yer almaktadır. Bu kuruluşların anketlerine göre; İslam dünyasının yaklaşık %7’lik kısmı –yaklaşık 100 milyon kadar Müslüman- cihadî faaliyetlere sempati duymakta ancak bunların ancak birkaç bini şiddete bulaşmaktadır.[10]
Radikalleşmenin, belirli bir siyasal veya ideolojik düşünce sistemi çerçevesinde gerçekleşebileceği gibi; dini, ırki, kültürel veya ekonomik çıkar ekseninde de gerçekleşebileceğini ifade eden ideolojik i düşüncesiyle, bireysel seviyeye odaklanma eğilimi gösterildiğinin altını çizen Süleyman ERDEM, “Dolayısıyla radikal faaliyetler, büyük organizasyonel bir faaliyet olarak gerçekleştirilebildiği gibi bireysel veya küçük grup faaliyetleri biçiminde de gerçekleşebilmektedir. Din temelli radikalleşmelerde radikallik; aslında (çoğu kez) dini buyruklardan değil, bireylerin dini buyrukları yorumlama tarzından veya dini buyruklara yaklaşımlarından kaynaklanmakta” olduğuna vurgu yaptı.[11]
Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM)’ın kurucusu ve Uluslararası Güvenlik Masası Direktörü Süleyman ERDEM, “Radikalleşme ve Terörle Mücadelede Radikalleşme ve Terörle Mücadelede Radikalleşmenin Önlenmesi Çalışmaları” başlıklı yazısının son bölümünü şöyle noktaladı:
“Radikalleşme, “yukarıdan aşağıya (top down)” veya “aşağıda yukarıya (bottom-up)” şeklinde olabilmektedir. Yukarıdan aşağıya radikalleşme; bir radikal grubun organize bir “eleman kazanma kampanyası” ile yeni üyeler arayışına girmesi durumunda meydana gelen radikalleşmeyi tanımlamaktadır. Aşağıdan yukarıya radikalleşme ise; bireylerin veya küçük grupların, mevcut bir radikal gruptan bağımsız bir şekilde radikal hisler ve inançlar geliştirmesi ve bu aşamadan sonra mevcut radikal gruplarla iletişime geçmesi veya kendi inisiyatifi ile radikal faaliyetlere girişmesidir”.[12](devam edecek-Radikalleşmenin Önlenmesine Yönelik Ulusal ve Uluslararası Çabalar)
[1] Şahin, Kamil ve Türkkahraman, Mimar, (2011), “Türkiye’de Toplumun Radikal Hareketlere Bakış Açısı”, Akdoğan, Hüseyin, Kahya Yavuz ve Altun, Nurullah (Der.), Orta Doğu’daki Siyasal Gelişmeler ve Güvenlik, Ankara: Polis Akademisi Yayınları, ss.183.
[2] Büyük Türkçe Sözlük, (2014), (http://tdk.org.tr/index.php?option=com_bts&arama=kelime&guid=TDK.GTS.530711d1d54221.76221814, Erişim Tarihi: 13.12.2013)
[3] McCauley, Clark, Moskalenko, Sophia, (2010), Individual and Group Mechanisms of Radicalization, Protecting the Homeland from International and Domestic Terrorism Threats, the US Department of Defense Strategic Multi-Layer Assessment (SMA), White Paper: Counter Terrorism, ss.82.
[4] Borum, Randy, (2011), “Radicalization into Violent Extremism I: A Review of Social Science Theories”, Journal of Strategic Security, Volume 4, Number 4, Winter 2011, ss.12.
[5] Borum, ss.13.
[6] Erdem, Süleyman, (2016), Cihatçılar: El Kaide ve IŞİD’e Katılanların Hikayesi, İstanbul: Yakın Plan Yayınları, ss.209.
[7] Borum, ss.14.
[8] Borum, ss.14.
[9] Borum, ss.8.
[10] Atran, Scott, (2010), “Pathways to and From Violent Extremism: The Case For Science-Based Field Research”, http://www.edge.org/conversation/pathways-to-and-from-violent-extremism-the-case-for-science-based-field-research (Erişim Tarihi:02.02.2014)
[11] Şahin ve Türkkahraman, ss.187.
[12] McCauley, ve Sophia, ss.82.
***
Yazar hakkında
Süleyman ERDEM, Balıkesir doğumludur. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden 2001 yılında lisans, Harvard Üniversitesi Kamu Politikaları Bölümünden 2009 yılında yüksek lisans derecesi almıştır. 2002 yılında Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde memur olarak kamuda göreve başlayan Erdem, 2003-2004 yılları arasında Maliye Bakanlığında Vergi Denetmen Yardımcısı olarak görev yapmış, 2004 yılından itibaren de Başbakanlıkta Uzman Yardımcısı, Uzman ve Tanıtma Fonu Genel Sekreteri görevlerinde bulunmuştur. 2009-2011 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK)’da Geçici Uzman sıfatıyla YÖK ve ÖSYM’deki denetimlerde görev almıştır. 2012 Aralık ayında kurulan Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM)’ın kurulduğu tarihten 08/10/2019 tarihine kadar başkanlığını yürütmüştür. Halen SASAM Uluslararası Güvenlik Masası Direktörü olarak görev yapmaktadır. Akademik çalışmalarını “radikalleşme ve terör” üzerine yürüten Erdem’in; “Cihatçılar; El Kaide ve IŞİD’e Katılanların Hikayesi” isimli yayınlanmış bir kitabı bulunmaktadır.