Modern Toplumun Dönüşümü ve Sosyolojik Yaklaşımlar

Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğretim üyesi Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, toplumların tarih boyunca sürekli bir değişim ve dönüşüm süreci içinde olduklarını, özellikle sanayi devrimi sonrası, modern toplumların daha önce görülmemiş bir hızla dönüştüğünü ve evrimleştiğini açıkladı.
UHA / İnternational News Agency
I. Modern Toplumun Özellikleri
Modern toplum, geleneksel toplumlarla karşılaştırıldığında önemli özelliklere sahip olduğunun altını çizen Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, Endüstriyel üretimin ve teknolojik ilerlemenin artmasıyla ortaya çıkan bu toplum tipinin, aşağıdaki özellikleri içerdiğine dikkat çekti:
- Rasyonellik ve Bireycilik: Modern toplumlar, bireylerin akılcı ve rasyonel davranışlarını teşvik eder. Geleneksel normlardan ve inançlardan ziyade, bireyler kendi çıkarlarına odaklanır.
- Sosyal Farklılaşma ve Uzmanlaşma: Endüstriyel üretim süreçleri ve karmaşık ekonomik yapı, farklı meslek gruplarının ve uzmanlaşmış alanların ortaya çıkmasına yol açar.
- Kentleşme: Modern toplumlar, kırsal alanlardan kentlere büyük bir göç dalgasıyla karakterizedir. Kentler, ekonomik, sosyal ve kültürel etkinliklerin merkezi haline gelir.
- Sosyal Mobilite: Modern toplumlar, bireylerin sosyal sınıflarda yükselme veya düşme şansına sahip olduğu sosyal mobiliteye sahiptir.
II. Fonksiyonalizm ve Modern Toplumun Dönüşümü:
“Fonksiyonalist yaklaşım, modern toplumun dönüşümünü toplumun işlevsel farklılaşma ve bütünleşme süreçleri üzerinden açıklar” diyen Prof. Dr. Eroğlu, “Bu yaklaşıma göre, modern toplum, farklı işlevlere sahip alt sistemlerden oluşur ve bu alt sistemler bir araya gelerek toplumsal bütünlüğü sağlar. Endüstriyel üretim, ekonomik, eğitim, sağlık gibi farklı işlevleri belirginleştirir ve her biri toplumun devamlılığı için önemlidir. Örneğin, ekonomik sistem, üretim ve dağıtımı düzenlerken, eğitim sistemi yeni nesilleri yetiştirir ve kültürel değerlerin aktarımını sağlar. Fonksiyonalizm, toplumun farklı parçalarının bir araya gelerek nasıl işlediğini anlamaya odaklanan bir sosyolojik yaklaşım” olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, “Modern toplumun dönüşümünü fonksiyonalist perspektiften inceleyecek olursak: Fonksiyonalist teorisyenler, modern toplumun işlevsel farklılaşma ve sosyal bütünleşme arasındaki denge üzerine kurulu olduğunu savunurlar. Endüstriyel üretim süreçleri, farklı meslek gruplarının ve rollerin ortaya çıkmasına yol açar. Toplumun sağlıklı işlemesi için bu farklılaşmış parçaların birbirleriyle uyumlu bir şekilde çalışması gereklidir. Örneğin, fabrika işçileri üretim yaparken, öğretmenler ise eğitim sağlarlar. Bu işlevsel farklılaşma, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için gereklidir” dedi.
III. Çatışma Teorisi ve Modern Toplumun Dönüşümü:
Çatışma teorisi, modern toplumun dönüşümünü sosyal sınıflar arasındaki çatışma ve iktidar mücadelesi perspektifinden incelediğini hatırlatan Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, bu yaklaşıma göre, modern toplumun, ekonomik güç ve kaynakların dağılımı nedeniyle sürekli bir çatışma ve mücadele alanı olduğuna vurgu yaptı.
Prof. Dr. Eroğlu, Endüstriyel kapitalizmin yükselmesiyle, burjuvazi (sahip sınıf) ve proletarya (işçi sınıfı) arasında çatışmanın arttığını, Burjuvazinin, üretim araçlarına sahipken proletarya emek gücünü sağladığını ifade etti.
“Bu çatışma, ekonomik eşitsizliği derinleştirir ve toplumsal dönüşümü şekillendirir” diyen Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, “Örneğin, işçi sınıfının hakları için yapılan mücadeleler, sosyal politikaların oluşmasına ve toplumsal değişimin gerçekleşmesine neden olabilir. Çatışma teorisi, toplumun farklı gruplar arasındaki çatışma ve iktidar mücadelesi üzerine odaklanan bir yaklaşımdır. Modern toplumun dönüşümünü çatışma teorisi perspektifinden ele alırsak:
Çatışma teorisyenlerine göre, modern toplumun dönüşümü, farklı sosyal sınıflar arasındaki çatışma ve iktidar mücadelesi sonucunda meydana gelir. Endüstriyel kapitalizmin yükselmesiyle, burjuvazi (sermaye sahipleri) ve proletarya (işçi sınıfı) arasında bir çatışma ortaya çıkar. Burjuvazi, üretim araçlarına sahipken proletarya emek gücünü sağlar. Bu çatışma, ekonomik eşitsizliği ve toplumsal dönüşümü şekillendirir” dedi.
IV. Sembolik Etkileşimcilik ve Modern Toplumun Dönüşümü:
Sembolik etkileşimcilik yaklaşımının, modern toplumun dönüşümünü bireyler arası iletişim ve anlam oluşturma süreçleri üzerinden açıkladıklarını dile getiren Prof. Dr. Eroğlu, şunları söyledi:
“Bu yaklaşıma göre, bireyler sosyal ilişkileri ve toplumsal yapıyı semboller, dil ve iletişim yoluyla anlamlandırır. Modern toplumda, iletişim araçlarının yaygınlaşması, insanların kimliklerini oluşturma ve toplumsal ilişkiler kurma biçimini etkiler. Örneğin, sosyal medyanın yükselmesi ile bireyler, sanal kimliklerini oluşturarak farklı toplumsal gruplarla etkileşime geçerler ve bu da toplumsal dinamikleri değiştirebilir. Sembolik etkileşimcilik, bireyler arasındaki semboller, dil ve iletişim yoluyla nasıl anlamlar inşa ettiğini inceler. Modern toplumun dönüşümünü sembolik etkileşimcilik perspektifinden ele alırsak:
Sembolik etkileşimcilik, modern toplumun bireyler arası iletişim ve anlam oluşturma süreçleri ile şekillendiğini vurgular. Teknolojik ilerleme ve iletişim araçlarının yaygınlaşması, bireyler arasındaki etkileşimin şeklini değiştirir. İnternet ve sosyal medya gibi araçlar, insanların kimliklerini oluşturma ve toplumsal ilişkiler kurma biçimini etkiler”.
Modern Toplumun Dönüşümü ve Sosyolojik Yaklaşımlar: Türkiye Perspektifi
Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, Türkiye’nin, tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve çeşitli dönüşümler yaşamış bir coğrafya olduğunu hatırlatarak, özellikle 20. yüzyılın başından itibaren, Türkiye’nin modernleşme sürecini deneyimlemiş ve bu dönüşümün farklı sosyolojik yaklaşımlarla incelenebileceğini ifade etti.
I. Türkiye’nin Modernleşme Süreci
“Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte 20. yüzyılın başlarında modern bir ulus devleti olarak şekillenmeye başlamıştır” diyen Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, “Bu süreç, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda büyük değişimleri beraberinde getirmiştir” dedi.
- Rasyonellik ve Bireycilik: Osmanlı İmparatorluğu’nun geleneksel yapısının yerini, daha rasyonel ve bireyci bir anlayış almıştır. Türkiye, modernleşme süreciyle birlikte hukuk sistemi, eğitim sistemi ve ekonomik yapıda rasyonel ve akılcı düzenlemelere yönelmiştir.
- Sosyal Farklılaşma ve Uzmanlaşma: Endüstriyel üretimin gelişmesi, Türkiye’de de farklı meslek gruplarının ortaya çıkmasına ve uzmanlaşmanın artmasına yol açmıştır. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş, sosyal yapının değişmesine neden olmuştur.
- Kentleşme: Türkiye’de kentleşme süreci, özellikle sanayi bölgelerinin ve büyük şehirlerin hızla büyümesiyle belirgin hale gelmiştir. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük metropoller, ekonomik, kültürel ve siyasi faaliyetlerin merkezi konumuna gelmiştir.
- Sosyal Mobilite: Modern Türkiye, sosyal sınıflar arasında yaşanan hareketliliği barındıran bir yapıya sahiptir. Özellikle eğitim fırsatlarının artması, bireylerin sosyal statülerini değiştirme şansını artırmıştır.
II. Fonksiyonalizm ve Türkiye’nin Modernleşme Süreci
Fonksiyonalist yaklaşım, Türkiye’nin modernleşme sürecini toplumun işlevsel farklılaşma ve bütünleşme süreçleri bağlamında açıklar. Bu perspektife göre, Türkiye, ekonomik, siyasi, eğitim ve sağlık gibi farklı işlevlere sahip alt sistemlerin bir araya gelmesiyle oluşur. Örneğin, ekonomik sistem üretim ve ticareti düzenlerken, eğitim sistemi yeni nesilleri yetiştirir ve kültürel değerlerin aktarımını sağlar. Türkiye’deki modernleşme süreci, bu alt sistemlerin işbirliği ve uyum içinde çalışmasıyla toplumsal bütünlüğü sağlama çabasını yansıtabilir.
III. Çatışma Teorisi ve Türkiye’nin Modernleşme Süreci
Çatışma teorisi, Türkiye’nin modernleşme sürecini sosyal sınıflar arasındaki çatışma ve iktidar mücadelesi açısından ele alır. Türkiye’de modernleşme süreci, ekonomik gücün ve kaynakların dağılımı nedeniyle çeşitli çatışmalara ve iktidar mücadelelerine sahne olmuştur. Özellikle sanayileşme süreci, burjuvazi ve işçi sınıfı arasında ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri derinleştirmiş, işçi hareketlerini ve sendika faaliyetlerini tetiklemiştir. Bu çatışmalar, toplumsal dönüşümün ve sosyal politikaların oluşmasının temel dinamiklerinden biri olmuştur.
IV. Sembolik Etkileşimcilik ve Türkiye’nin Modernleşme Süreci
Sembolik etkileşimcilik perspektifi, Türkiye’nin modernleşme sürecini bireyler arası iletişim ve anlam oluşturma süreçleriyle açıklar. Bu bakış açısına göre, modern Türkiye’deki değişim ve dönüşüm, bireylerin semboller, dil ve iletişim yoluyla sosyal ilişkileri ve toplumsal yapıyı anlamlandırmalarından kaynaklanmaktadır. İletişim araçlarının yaygınlaşması, insanların kimliklerini oluşturma, farklı toplumsal gruplarla etkileşimde bulunma ve yeni normlar geliştirme şeklini etkilemiştir. Özellikle sosyal medyanın yükselmesi, bireylerin kendi kimliklerini ifade etmelerini sağlamış, toplumsal dinamikleri ve kültürel değerleri etkilemiştir.
Sonuç:
Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğretim üyesi Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, sonuç olarak da farklı sosyolojik yaklaşımların, modern toplumun dönüşümünü farklı açılardan ele alarak karmaşıklığını ve çeşitliliğini anlamamıza yardımcı olduğunu, Fonksiyonalizmin, toplumun işlevsel farklılaşma ve bütünleşme süreçlerini ön plana çıkarırken, çatışma teorisinin sosyal sınıflar arasındaki çatışmanın rolünü vurguladıklarını ve sembolik etkileşimcilik iletişiminin ve anlam oluşturma süreçlerinin önemini belirttiğini, bu farklı perspektiflerin, modern toplumun karmaşıklığını daha iyi kavramamıza ve toplumsal dönüşümü daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olacağını belirtti.
Modern toplumun dönüşümünün, farklı sosyolojik yaklaşımlarla açıklanabileceğini söyleyen Prof. Dr. Eroğlu, “Fonksiyonalizm, toplumun işlevsel farklılaşma ve bütünleşme süreçlerini vurgularken, çatışma teorisi sosyal sınıflar arasındaki çatışmanın rolünü vurgular. Sembolik etkileşimcilik ise iletişim ve anlam oluşturma süreçlerinin modern toplumun şekillenmesinde önemli olduğunu belirtir. Bu farklı perspektifler, modern toplumun karmaşıklığını ve çeşitliliğini anlamamıza yardımcı olur” dedi.
***
Yazar hakkında
Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu kimdir?
1976 yılında Osmaniye’de doğan Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, 2002 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu 2002 yılında Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümünde Araştırma Görevlisi olarak akademik hayatına başladı. 2005 yılında Yüksek Lisansını, 2009 yılında doktorasını Selçuk Üniversitesi’nde tamamladı. Selçuk Üniversitesi’nde 2010 yılında Yardımcı Doçent, 2014 yılında Doçent ünvanlarını aldı. 2019 yılında Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi’nde Profesör ünvanını aldı.
2011 yılında Amerika Birleşik Devletleri Dış İşleri Bakanlığı’nın finanse ettiği Liderlik programı kapsamında akademik çalışmalarda bulundu. Ulusal ve uluslar arası makaleleri, atıfları, bildirileri ve kitaplarda bölümleri bulunan Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, 2015-2017 yılları arasında Selçuk Üniversitesi Erasmus+ Kurum Koordinatör Yardımcılığı ve Koordinatörlüğü, 2017-2018 yılları arasında Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde Dış İlişkiler Kurum Koordinatörlüğü, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcılığı ve Psikoloji Bölüm Başkanlığı görevlerini yürüttü.
2018 yılının Ekim ayı itibariyle Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Dış İlişkiler Kurum Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, 2019 yılında Üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcılığı görevi ile Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Bölüm Başkanlığı görevlerini yürüttü. Prof. Dr. Eroğlu, 04.10.2019 tarihinden itibaren Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Murat Türk tarafından Rektör Yardımcılığı’na atanmıştır.
Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu, Uzm. Dr. Fatma Eroğlu ile evli ve 2 çocuk babasıdır.