Analiz: Doğu Akdeniz’de Deniz Sınırı Sorunu ve AB’nin Yaklaşımı | Türkiye 2021 Raporu ve Anlamı

ANKARA – UHA HABER / Bu analizde AB Komisyonu tarafından yayımlanan Türkiye 2021 Raporu’nda yer alan Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının paylaşımına ilişkin ifadeler özelinde AB’nin bölgedeki deniz alanları sorunlarına dair görüşleri ve bölgeye yönelik tezleri irdeleniyor.
Analiz, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Deniz Hukuku Anabilim Dalı araştırma görevlisi Halil İbrahim AKCAN tarafından ‘Doğu Akdeniz’de Deniz Sınırı Sorunu ve AB’nin Yaklaşımı‘ başlığı altında Türkiye’nin 2021 raporu ve anlamına dikkat çekiliyor.
Halil İbrahim AKCAN, Analizle ilgili verdiği bilgide 2000’lerin başında Doğu Akdeniz’de kıyıdaş ülkeler arasında deniz yetki alanlarından daha fazla pay alma mücadelesi başlamış ve paylaşıma yönelik sorunların günümüze kadar çözüme kavuşturulamadığına dikkat çekiyor.
“Özellikle Türkiye ile Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında deniz yetki alanlarının paylaşımına dair birbirlerinden oldukça farklı tezlerin savunulması gerginliklerin son yıllarda artarak devam etmesine yol açmıştır” diyen AKCAN, Yunanistan ve GKRY’nin tam üye, Türkiye Cumhuriyeti’nin ise aday ülke olduğu Avrupa Birliği (AB) de bölgede yaşanan gerginliklere ilişkin kararlar almakta ve tavırlar sergilemektedir” diyor.
Halil İbrahim AKCAN, bu analizde aday ülkeler hakkında her yıl ilerleme ya da yeni ifadesiyle “ülke raporu” yayımlayan Avrupa Komisyonu’nun “Türkiye 2021 Raporu”nun Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının paylaşımına ilişkin kısımların değerlendirildiğini ifade ediyor.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Deniz Hukuku Anabilim
Dalı araştırma görevlisi Halil İbrahim AKCAN, Analizin girişinde şunları aktarıyor:
“Yunanistan ile Türkiye arasında uzun yıllardır Ege Denizi’nde süregelmekte olan kıta sahanlığı paylaşımına ilişkin anlaşmazlıklar 2000 yılı itibarıyla Doğu Akdeniz’de de yaşanmaya başlanmıştır. Bu mücadelede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve GKRY hem kendi çıkarlarını hem de doğal müttefiklerinin çıkarlarını savunmak için taraf olmuştur.
Söz konusu ikinci genişleme çerçevesinde 1981’de Yunanistan’ın ve beşinci genişleme çerçevesinde 2004’te GKRY’nin üye olmaları ile AB’nin de bölgedeki aktörlerden biri haline geldiğini söylemek mümkündür. Yunanistan ve GKRY bu bölgede yaşanan mücadeleyi her fırsatta gerek AB bağlamında gerekse Birliğe üye ülkelerle ikili ilişkiler bağlamında gündeme getirerek onları aday ülke statüsünde olan Türkiye’ye karşı kışkırtmakta ve Türkiye’yi zor durumda bırakmaya çalışmaktadır. Genel olarak AB üyesi
ülkelerin enerji alanında dışa bağımlılıkları göz önüne alındığında Yunanistan ve GKRY’nin tezlerini ve hidrokarbon kaynakları üzerindeki hak iddialarını desteklemek için yeterli sebeplerinin olduğu söylenebilir.
Bu analizde AB Komisyonu tarafından yayımlanan Türkiye 2021 Raporu’nda yer alan Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının paylaşımına ilişkin ifadeler özelinde AB’nin bölgedeki deniz alanları sorunlarına dair görüşleri ve bölgeye yönelik tezleri irdelenmektedir.
Bu kapsamda birinci bölümde Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC ile Yunanistan ve GKRY arasındaki deniz sınırı uyuşmazlıklarının gelişimi genel olarak incelenmektedir. İkinci bölümde tarafların bölgeye
ilişkin öne sürdüğü tezler ana hatlarıyla mercek altına alınmaktadır. Üçüncü ve son bölümde ise
AB Komisyonu’nun Türkiye 2021 Raporu’nda konuya ilişkin yer alan ifadeler çerçevesinde
AB’nin tutumu ele alınmaktadır”.
TÜRKİYE İLE YUNANİSTAN VE GKRY ARASINDAKİ DENİZ SINIRI UYUŞMAZLIĞININ GELİŞİMİ
Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarına dair anlaşmazlıklar kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) alanları ile ilişkili olduğunu belirten AKCAN, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu deniz hukuku kavramlarının hukuki niteliklerinin açıklanmasının faydalı olacağını dile getiriyor.
Halil İbrahim AKCAN, Kıta sahanlığının, jeolojik ve jeomorfolojik olarak karanın deniz tabanındaki uzantısı mahiyetinde olup, bu alanda hak sahibi kıyı devletine deniz tabanının altında ve deniz tabanı ile temas halinde olan kaynaklar üzerinde münhasır egemen haklar tanıyan deniz alanı olduğunun altını çiziyor.
Kıta sahanlığının genişliğinin genel olarak gelgitler sonucu oluşan en alçak su seviyesi olarak ifade edilebilen esas çizgiden itibaren –kimi hallerde 350 mile kadar artabilmekle birlikte– 200 mil mesafeye kadar uzandığını dile getiren AKCAN, “MEB ise yine bu esas çizgiden itibaren 200 mile kadar olan alanda deniz tabanın altında, deniz tabanında ve üzerindeki hava sahasında bulunan doğal kaynaklar üzerinde münhasır egemen yetkiler veren deniz alanı” olduğunu söylüyor.
Halil İbrahim AKCAN, MEB’nin, kıyı devleti tarafından ilan edilmesi ile oluşturulabilen bir deniz alanını ifade ettiğini hatırlatarak, bu iki kavramı uluslararası hukukta düzenleyen kaynakların ise 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ve uluslararası teamül hukuku kuralları olduğunu ifade ediyor.
Yunanistan ve GKRY’nin, BMDHS’ye taraf olan devletler arasında olduğun açıklayan AKCAN, Türkiye Cumhuriyeti’nin ise antlaşmaya taraf olmayan ülkeler arasında yer aldığını, bu nedenle Türkiye’nin taraf olduğu deniz uyuşmazlıklarına ilgili uluslararası teamül hukuku kuralları ve BMDHS’nin teamül hukuku kuralı haline gelmiş olan kurallarının uygulanmak durumunda olduğunun altını çiziyor.
Halil İbrahim AKCAN, şöyle devam ediyor:
“Mezkur deniz yetki alanları için belirlenen maksimum genişlikler daha önce ifade edildiği gibi olmasına karşın Doğu Akdeniz’de kıyılar arasındaki genişlik 400 deniz milinden az olduğundan, bölge ülkelerinin deniz alanlarında hak iddia ettikleri bölgeler çakışmakta ve bu da bölgede yaşanan gerginliğin temelini oluşturmaktadır.
1982 BMDHS’nin 74. ve 83. maddelerine göre bu tip durumlarda deniz alanlarının sınırlandırılması hakkaniyetli bir çözüme ulaşmak amacıyla ve uluslararası hukuka uygun olarak antlaşma ile yapılacaktır”.
“Bu çerçevede kıyıdaş ülkeler deniz alanlarının paylaşımı için ikili antlaşmalar akdetmişlerdir” diyen AKCAN, Bölgede akdedilen ilk antlaşmanın Mısır ve GKRY arasındaki 17 Şubat 2003 tarihli MEB sınırlandırma antlaşması olduğunu hatırlatıyor.
Halil İbrahim AKCAN, bunu takip eden diğer antlaşmaların ise 17 Ocak 2007’de Lübnan-GKRY MEB Sınırlandırma Antlaşması, 17 Aralık 2010’da İsrail-GKRY MEB Sınırlandırma Antlaşması, 21 Eylül 2011’de Türkiye-KKTC Kıta Sahanlığı Sınırlandırılma Antlaşması, 27 Kasım 2019’da Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Mutabakatı ve 6 Ağustos 2020’de Yunanistan-Mısır MEB Sınırlandırma Antlaşması olduğunu aktardı.
Türkiye ve KKTC’nin, Yunanistan ve GKRY tarafından akdedilen antlaşmaları kendi deniz yetki
alanlarını ihlal ettiğini, Kıbrıs Türklerini ve onların irade ve haklarını yok saydığı gerekçesi ile hukuksuz ve kabul edilemez ilan ettiğine ifade eden AKCAN, Yunanistan ve GKRY’nin de Türkiye ve KKTC arasında imzalanan sınırlandırma antlaşmasını, KKTC’nin hukuki olarak “mevcut olmadığı” ve ayrıca GKRY’nin deniz yetki alanlarını ihlal ettiği gerekçeleriyle tanımadıklarını beyan ettiğini açıklıyor.
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Deniz Hukuku Anabilim Dalı araştırma görevlisi Halil İbrahim AKCAN, Tarafların üzerinde hak iddia ettikleri ve diğer bazı devletlerle antlaşma akdetmek suretiyle kendi aralarında kabul ettikleri deniz yetki alanlarının çakışması ve bu sınırların birbiriyle uyumlu hale getirilememeleri sebepleriyle birtakım krizlerin meydana geldiğini ve gelmeye de devam ettiğinin altını çiziyor.
AKCAN, “krizler genel olarak ihtilaflı bölgelerde sismik araştırma ve sondaj faaliyetleri için ruhsat verme, bu faaliyetlerde bulunulmasını sağlamak için NAVTEX ilan etme, diğer tarafın deniz yetki alanını “ihlal eder” nitelikteki sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerini engelleme şeklinde” olduğunu kaydediyor. (devam edecek)
***
YAZAR HAKKINDA
HALİL İBRAHİM AKCAN
2020’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur. 2021’de İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde Kamu Hukuku alanında tezli yüksek lisans eğitimine başlamıştır. Avukatlık stajını aynı yıl içerisinde tamamlamıştır. Kasım 2021’den bu yana Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Deniz Hukuku Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır.
[UHA Haber Ajansı, 07 Şubat 2022]