MEVLÂNA: Sevgi ve hoşgörünün evrensel rehberi

17 Aralık 2021; sevginin, hoşgörünün, barışın, kardeşliğin, yani gerçek dindarlığın evrensel önderi olan Mevlâna’nın Allah’a kavuşmasının, dinsel ifadeyle “vuslat”ının 748. yıldönümü. Ölüm olayını ilk defa Mevlâna “şeb-i arûs” (düğün gecesi) diye adlandırmıştır. Mevlâna’dan ne önce ne de sonra bu adlandırmaya rastlanmaz. İşte bu yüzden Mevlâna ölümünden sonra kendisi için ah vah edilmemesini, ağlayıp sızlanılmamasını istemiştir. Çünkü ölüm gerçekte bir şenliktir, en Yüce Sevgiliye kavuşmadır.

Yaşadığı yüzyılı ve sonraki yüzyılları Mevlâna kadar derinden etkilemiş, Müslim-gayrimüslim milyonlarca gönüle hükmetmiş, bütün dünyada sevgi ve hayranlık uyandırmış bir başka maneviyat önderi daha gösterilemez. Bu yüzden Mevlâna sadece Türkiye’nin değil, bütün İslam dünyasının ortak değeri, İslam düşünce semasının en parlak yıldızıdır.
Mevlâna’nın düşünce dünyasının ekseni insan sevgisi ve saygısıdır. Ayrım yapmadan, yani fakirdir zengindir, cahildir âlimdir, köylüdür şehirlidir, hamdır olgundur… demeden bütün insanları salt insan olduğu için sevmek, saymak ve üstün tutmak Mevlâna düşüncesinin ruhudur. İnsana bu yaklaşım; insanı merkeze alan, onu her şeyin ölçüsü olarak kabul eden Batı’daki hümanist felsefenin yaklaşımından farklıdır. Hümanizmde insanın değerinin kaynağı yine insandır. İnsanın değerinin kendi dışında bir referansı yoktur. İnsan, düşünce ve eylem alanındaki girişim ve etkinlikleriyle bu değerini yüceltir veya köreltir. Mevlâna’ya göre ise insanın değeri ve yüceliği, Tanrı’nın onu “varlıkların en onurlusu” (eşref-i mahlûkat) olarak yaratmasından kaynaklanır. Bu yüzden hiçbir bilgisi, görgüsü, marifeti, liyakati, statüsü olmayan sıradan bir kimse bile salt insan olduğu için değerli ve yücedir.

Mevlâna, insanlarla ilişkilerinde sözünü ettiğimiz bu bakış açısı sayesinde ince ayarları bulmuş ender simalardan biridir. Kendisini seven; ama sarhoş olduğu için yanına yaklaşmaya cesaret edemeyen bir adama, “Korkma, sokul bana, her günah içki gibi sarhoşluk verseydi hiç kimseyi ayık göremezdik!” demesi, bu bakış açısının sonucudur.
Sıradan insanlar, kendileriyle aynı dini, aynı aidiyeti paylaşan kişilerin eksik ve kusurlarını dahi hoş görememişler, onlarla aralarında duvarlar örmüşlerdir. Mevlâna, “Kusursuz dost arayan dostsuz kalır” diyerek insanî kusurları hoş görmeyi bilmeyenlerin kendilerini yalnızlığa mahkûm edeceğini belirtmiştir.
Kendisi ise hangi din ve inançtan olursa olsun, hangi eksik ve kusurları bünyesinde barındırırsa barındırsın herkese kucak açabilmiş; bütün insanlara sevgiyle ve hoşgörüyle yaklaşabilmiştir. Sevginin onun gözünde üstesinden gelemeyeceği zorluk yoktur. Sevgi; en dinamik, en diriltici güçtür. Ona göre “Sevgiden ölüler dirilir; padişahlar kul olur; bakırlar altın kesilir; bulanık, tortulu sular arı duru hâle gelir.”
Mevlâna; tüm insanları kucaklayan engin sevgi ve hoşgörüsüyle, dünya hazinelerinden biri olan Mesnevi’siyle sonsuza dek rehberlik görevine devam edecektir.
İsmail ÖZCAN & Eğitimci Yazar
[UHA Haber Ajansı,17 Aralık 2021]
Yorumlar