Bursa’nın Ayasofya’sı Ulucamii

Bursa Ulucamii Evliya Çelebi’nin ifadesiyle Bursa’ nın Ayasofya’sıdır.
YOLCUTV Haber’den köşe yazarı Zekir SEFERLER, kaleme aldığı “Bursa’nın Ayasofya’sı Ulucamii” başlıklı yazısında, İslam dünyasındaki en önemli 5. makam olan Ulu caminin Osmanlı İmparatorluğu Döneminde yapıldığını ve bütün camilerin de atası olduğuna dikkat çekiyor..
Yazar Zekir SEFERLER, Ulu Camii’nin, Osmanlı Devleti’nin dördüncü hükümdarı Yıldırım Bayezıd tarafından yaptırıldığını ve camiinin mimarının ise Ali Neccar olduğunu belirterek, 1396′ da başlayan camii inşaatının ise 1400 yılında tamamlanarak hizmete açıldığını ifade ediyor.
Rivayete göre Sultan’ın, Niğbolu Zaferi öncesinde savaşı kazanmak için Allah’a yalvarmış ve 20 cami yaptırmayı adadığını söyleyen SEFERLER, şöyle devam ediyor:
“Zaferden sonra damadı Emir Sultan’ın önerisi ile 20 cami yerine 20 kubbeli tek bir cami yaptırmaya karar vermişti. Cami, zaferden elde edilen ganimet ile yapılacaktı. Ancak 1402’deki Ankara Savaşı’nda sultanın esir düşmesinden sonra Timur camiyi ahır olarak kullanmış, 1403 yılında Moğol Şeyhi Emir Bedrüddin yaktırmış, 1413’de Karamanoğlu Mehmet Bey’in kuşatması sırasında cami tekrar yanmıştı. Onarımı, Bayezıd’ın oğlu 1. Mehmet gerçekleştirilmiş ve cami 1421 yılında ibadete açılmıştır. 1 Mart 1855 tarihlerindeki büyük depremde 17 kubbesi çöken cami, onarım görerek 1862 yılında tekrar ibadete açılmış; 1889 yangınında da hasar görmüştür.
Caminin iki minaresi vardır. Kuzeybatı köşede yer alan cami ile birlikte Yıldırım Bayezıd döneminde inşa edilmiş; kuzeydoğudaki muhtemelen Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmıştır”.
2215 metrekare alanı kaplayan Ulu Caminin, her biri dörder kubbeli ve 5 bölümden oluştuğuna vurgu yapan Zekir SEFERLER, Ulu Camii ile ilgili bir diğer menkıbenin de şadırvanı hakkında olduğunu hatırlatarak, Caminin inşaatı esnasında şadırvanın yerinde yaşlıca bir kadına ait bir ev olduğunu ve gönül rızası ile satmadığı için devlet büyüklerinin İslam hukukuna saygıları gereği zorla almadığının anlatıldığını dile getiriyor.
SEFERLER, bu evin, namaz kılma mahalli dışında olmak kaydıyla ve üstü açık şekilde öylece bırakıldığını belirterek, Kadının vefatından sonra bu yerin camiye dahil edildiğinin rivayet edildiğini söylüyor.
“Boş bırakılan bu yerde bulunan şu anki şadırvan daha sonraki yıllarda İstanbul’dan Bursa’ya siyasi sürgün olarak gelen Karaçelebizade Abdulaziz Efendi tarafından yaptırılmıştır” diyen Zekir SEFERLER, “Seyyah Evliya Çelebi 1640’lı yıllarda suyu Uludağ’dan gelen bu güzel havuzun içinde alabalıkların yüzdüğünü ifade eder. En tepeden Allah’ın birliğini ifade edercesine tek merkezden kaynayan bu şadırvanın suyu, havuza dökülürken Allah’ı teşbih eder gibi otuz üç ayrı yerden akmakta” olduğuna vurgu yapıyor.
Ulu camiyi gezenlerin 3 tane kapısı olduğunu çok iyi bildiklerini anlatan SEFERLER, “Somuncu baba caminin yapıldığı sıra buraya gelir işçilere hayrına somun dağıtırmış” diyor.
Yazar Zekir SEFERLER, şöyle devam ediyor:
“Somuncu baba bir gün gene orda ekmek dağıtırken Hızır A.S’ın orda olduğu fark etmiş, kolundan tutup “sen Hızırsın anladım” demiş.
“Buraya gelip her gün namaz kılacağına dair söz vermezsen buradaki herkese senin Hızır olduğunu söylerim” demiş.
Hızır a.s her gün geleceğine dair söz vermiş ama oda bir istekte bulunmuş.
“Hangi vakit geleceğimi bana kalsın” demiş.
Bunun üzerine Hızır a.s Ulucamii’deki vav harfinin önünde her gün gelip hangi vakit olduğunu bilinmez ama orda namaz kılıyormuş.
Eğer bir gün Ulucamiye giderek namaz kılacak olursanız mutlaka vav harfinin orda namaz kılın. Belki Hızır a.s’la birlikte namaz kılarsınız”.
2215 metrekare alan kaplayan Ulu Caminin, her birinin dörder kubbeli ve 5 bölümden oluştuğunu ifade eden SEFERLER, “Hemen hemen eşit büyüklükteki 20 kubbesinin ortasındaki kubbe açık olarak yapılmıştır. Telle örtülü bu orta kubbeden giren yağmur damlaları havuzda toplanır, ışık ise camiyi aydınlatırdı. Günümüzde kubbe camekanla kaplı olduğunda yağmur suyu toplama işlevini kaybetmiş ama aydınlatma görevi devam etmekte” olduğunu söylüyor.
Zekir SEFERLER, İçindeki şadırvan ve duvarlarında yer alan dev boyutlardaki yazıların, Ulu Cami’nin kendine özgü özellikleri olduğuna vurgu yapıyor ve günümüzde Ulu Cami’de 21 hattat tarafından yapılmış 45 levha, 87 duvar yazısının bulunduğunun altını çiziyor.
Ulu Cami’nin Devaklı Abdülaziz oğlu Mehmet tarafından yapılan taç kapısının, sert ceviz ağacından hiç çivi kullanılmadan yapılmış minberindeki ağaç işçiliği birer şaheser olduğunu anlatan SEFERLER, “Minber, kainatı temsil eder. Üzerine güneş sistemi kabartma bir formla işlenmiştir. Gezegenler, güneşe uzaklıkları ve büyüklüklerinin oranları doğru olarak yerleştirilmiştir” diyor.
Yazar Zekir SEFERLER, Ulu Caminin tanıtımında “Cami, İslam’ın 5. en yüksek mertebesindeki ibadethane olarak kabul edilmiştir. (İslam’da en yüksek mertebeli cami, Mekke’deki Mescid-i Haram, diğerleri Medine’deki Mescid-i Nebevi, Kudüs’teki Mescid-i Aksa, Şam’daki Emeviye Camii’dir. Beşincilik kimilerine göre Anadolu’da inşa edilen ilk cami olan Diyarbakır’daki Ulu Cami’ye aittir; ancak Emir Sultan, Akşemsettin, Molla Gürani gibi din adamlarının konuşmalarına göre beşincilik metresi Bursa’daki Ulu Cami’nindir.) Ulu Cami’nin kutsallığı, yapıldığı devirde din adamlarının ve evliyalarının gösterdiği ilgiden gelir (Yapılmasını teklif eden Emir Sultan; ilk namazı kıldıran Somuncu Baba; ilk cemaati Emir Sultan, Molla Fenârî, Yıldırım; ilk imamı Süleyman Çelebi; müezzinlerinden birisi Üftade)” olduğunu aktarıyor.
Cami yapımı sırasında işçileri sürekli güldürerek yapımı geciktiren demirci ustası Kambur Bali Çelebi’nin (Karagöz)’ün Yıldırım Bayezıd tarafından öldürtüldüğü çok sık tekrarlanan bir hikaye olduğunu dile getiren SEFERLER, Mevlit yazarı Süleyman Çelebi’nin ömrü boyunca Ulucami’de imamlık yaptığını söylüyor.
Süleyman Çelebi’nin Türbesi Çekirge’de mezar taşının ise Muradiye’de bulunduğunu anlatan Zekir SEFERLER, “Ulu Cami hakkında geliştirilen çeşitli hurafeler vardır. (Kıble duvarındaki vav işaretinin yanında Hızır Peygamber’in bulunduğu, işaretin önünde namaz kılanların her duasının kabul olunacağı; caminin kuzeybatı penceresindeki parmaklıkların Davut Peygamberin demirleri olarak tanıtılması ve o parmaklıklara yapışarak dua edilmesi gibi)” olduğuna vurgu yapıyor.
YOLCUTV Haber’den köşe yazarı Zekir SEFERLER’in, kaleme aldığı “Bursa’nın Ayasofya’sı Ulucamii” başlıklı yazısını şu sözlerle noktalıyor:
“Hutbe’nin sağ tarafında yüksekçe bir yere asılan siyah örtü, Kabe kapısının örtüsüdür. Mısır Seferi’nden sonra halife olan Yavuz Sultan Selim, Mekke’de onarıma girişmiş, bu arada Kabe’nin örtüsünü İstanbul’dan gönderilen yeni örtü ile değiştirilmiştir. Yavuz, eski örtüyü ise Bursa’ya getirtip Ulu Cami’ye hediye etmiş ve kendi elleri ile taşıyıp asmıştır. Saf altın iplik ile üzerine ayetler işlenmiş bu örtü, yüzyıllar boyu kararmadan kalmıştır.
Bursa’ya gelipte Ulucamii’de namaz kılıp Dualar etmeden Bursa’dan gitmeyeceğinizi umarım.”