Türkiye’deki Sağ Kalkınmacılık ve Ak Pari Döneminde, Sağlık, Eğitim, Ulaşım ve Altyapı ve Büyük Projeler…

Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Arş. Görevlisi Yunus ŞAHBAZ, bağımsız, tarafsız düşünce ve yayın kuruluşu olan SETA Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı için hazırladığı ‘AK Parti’nin 21 yılda kendisiyle rekabet eden bir parti olması” başlıklı bir raporunda, AK Parti yatırımlarının (SAĞLIK, EĞİTİM, ULAŞIM VE ALTYAPI, BÜYÜK PROJELER) olduğuna dikkat çekti.
SAĞLIK
Türkiye’nin son yirmi yılda yaşadığı değişim ve dönüşüm içerisinde sağlık sisteminde gerçekleştirilen değişikliklerin özel bir yeri vardır. Sağlık sisteminin diğer hizmet ve yatırım alanlarından farklılaşan yönü şudur: Sağlık sistemi ilgilisi ya da belirli bir alandaki yatırımların belirli muhataplarına değil toplumun tüm kesimlerine hitap eden, yaş, bölge ve cinsiyet fark etmeksizin herkesin bir şekilde yüz
yüze gelmek zorunda olduğu bir alanı ifade eder. Bu nedenle sağlık sistemindeki en küçük bir iyileştirmenin toplumun genel refah ve hizmet seviyesinde gözle görülür bir iyileşmeye yol açacağı aşikardır.
AK Parti iktidara geldiğinde sağlık hizmetlerine ulaşım ve bu hizmetlerin kalitesi noktasında bir hayli eksiklik olduğunu belirtmek gerekir. Bu nedenle AK Parti, kalkınma ve yatırım programının en temel unsurlarından biri olarak sağlık sistemine eğilmeyi tercih etmiştir. Kısa sürede başarılan büyük ve radikal yeniliklerle sağlık sisteminin adeta yeniden inşasına girişilmiş ve bu süreç ivedilikle hitama erdirilmiştir.
Bu kapsamda öncelikle özel hastanelerin acil servisleri vatandaşlara açılmış, genel anlamda da özel hastaneler sağlık sistemi içine entegre edilerek toplumun birçok kesiminin kullanabileceği ortalama bir sağlık hizmeti alanına dönüştürülmüştür. Yine SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı gibi farklı sağlık sigortası baremleri tek bir çatı altında toplanmış ve bu da uygulamada etkili bir hizmet sunumunu mümkün kılmıştır.
Bunların dışında genel sağlık sigortası kapsamında toplumun neredeyse tüm kesimlerinin sağlık sigortası kapsamına alınması da Batılı birçok ülkede bile olmayan devrim niteliğinde bir gelişme olarak kaydedilmelidir. AK Parti iktidarının öncü girişimlerinden biri de evde bakım ve sağlık hizmetleridir.
Her geçen gün artmakla beraber mevcut durumda 2 milyona yakın kişiye evde bakım ve sağlık hizmeti sunulmaktadır. Bu sayının 2022’de 500 bin daha artırılması planlanmaktadır.
AK Parti öncesindeki sağlık sisteminin en önemli dezavantajlarından biri ilaca erişimde yaşanan sıkıntılar ve hastanelerde sıra bulma şeklinde kendini göstermiştir. Zira hastane önünde tutulan gün aşırı sıralar ve adeta eczane önünde tutulan ilaç nöbetleri hafızalardaki kötü hatıralardır.
Merkezi Hastane Randevu Sistemi (MHRS) gibi yürürlüğe konulan uygulamalarla hastanelerdeki sıra bulma sıkıntısı büyük oranda çözüme kavuşturulmuştur. Yine ilaç tedariki de alınan önlemlerle ülke gündeminin sorun alanlarından biri olmaktan çıkarılmıştır.
AK Parti’nin sağlık sistemine kazandırdığı yeniliklerden biri de Aile Hekimliği/Aile Sağlık Merkezi uygulamasıdır. Aile hekimlerinin sayısı her geçen gün artmaktadır. Aile hekimliği birim sayısının 2022 sonuna kadar 30 bin 680’e yükseltilmesi ve böylelikle aile hekimi başına düşen nüfusun 2 bin 800 kişiye düşürülmesi amaçlanmaktadır. Bu rakamın da 2023 ve 2024’te 2 bin 700’lere düşürüleceği tahmin edilmektedir.
Birçok gelişmiş ülkenin sağlık sistemindeki en önemli göstergelerden biri de bebek ölümleri oranıdır. Türkiye’de anne ve bebek sağlığına yönelik hizmetlerdeki iyileşmeler sonucunda 2016’da bin canlı doğumda 9,7 olan bebek ölüm hızı 2020’de 8,5’e düşürülmüştür. Bu oranın aşılama, ön alıcı ve koruyucu sağlık hizmetleriyle 2024’te 8’lere indirilmesi hedeflenmektedir.
Hekim ve hemşire sayıları da AK Parti iktidarında artmış ve artmaya devam etmektedir. 2022 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre 2019’da 9,8 düzeyine yükselen kişi başı hekime müracaat sayısı 2020’de koronavirüs (Covid-19) salgınının da etkisiyle 7,2 olarak gerçekleşmiştir.
Verilere göre 2020’de Türkiye’deki toplam hekim sayısı 171 bin 259 iken diş hekimi sayısı 34 bin 830, hemşire sayısı 227 bin 292 ve ebe sayısı da 59 bin 40’tır. Aynı yılda 100 bin kişiye düşen hekim sayısı 205 iken hemşire ve ebe sayısı ise 342 olarak kayda geçmiştir. Programda 100 bin kişiye düşen hekim sayısının 2021’de 221’e ve 2022’de 232’ye, hemşire ve ebe sayısının da 2021’de 355’e ve 2022’de 365’e ulaştırılması hedefine yer verilmiştir.
Sağlık sisteminin en önemli veçhelerinden biri de hasta yatak kapasitesi ve bu yatakların nitelikleridir. Özellikle iki yıllık koronavirüs salgını sürecinde hasta yatak kapasitesi ve yoğun bakım ünitelerinin önemi daha fazla anlaşılmıştır.
Hasta yatak kapasitesi ve yatakların niteliği açısından sağlık hizmet altyapısına yönelik iyileşmeler sonucunda 2016’da 27,3 olan 10 bin kişiye düşen yatak sayısı 2020’de 30’a yükselmiştir. 10 bin kişiye düşen yatak sayısı 2021 sonu itibarıyla 30,5’e ulaşırken bu rakamın 2022’de 31,7 olması hedeflenmektedir. Nitelikli yatak sayısı da aynı yıllarda ülke genelinde 113 bin 166’dan 159 bin 765’e, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde ise 62 bin 237’den 101 bin 388’e yükseltilmiştir.
Nitelikli yatak sayısının yoğun bakım yatakları hariç tüm yataklara oranı 2016’da ülke genelinde yüzde 61,3 iken 2020’de yüzde 78,5’e çıkarılmıştır. Aynı yıllarda söz konusu oran Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde ise yüzde 52,2’den yüzde 76,2 seviyesine ulaştırılmıştır.
AK Parti döneminde sağlık alanında yapılan öncü girişimlerden biri de şehir hastaneleridir.
Başta Ankara Bilkent Şehir Hastanesi olmak üzere birçok şehir hastanesi salgın sürecinde etkin bir şekilde kullanılmış ve çoğu pandemi hastanesi olarak belirlenmiştir. Eylül 2021 itibarıyla “kamu-özel iş birliği” (KÖİ) yöntemiyle toplam 27 bin 137 yatak kapasitesine sahip 18 şehir hastanesi projesinin sözleşmesi imzalanırken bu projelerden Mersin, Yozgat, Isparta, Adana, Kayseri, Elazığ, Manisa, Eskişehir, Ankara Bilkent, Bursa, İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura,Konya Karatay ve Tekirdağ şehir hastaneleri toplam 17 bin 835 yatak kapasitesi
ile hizmetlerini sürdürmektedir.
Toplam 12 bin yatak kapasiteli 11 şehir hastanesi projesinin merkezi yönetim bütçesinden yapımı ise devam etmektedir. Ayrıca 2022’de Kocaeli, Kütahya, Ankara Etlik, Gaziantep ve İzmir Bayraklı şehir hastanelerinin açılması planlanmaktadır.
Öte yandan şehir hastanelerinin ortaya koyduğu uluslararası standartlar ve niteliksel hizmet artışı koronavirüs salgınıyla mücadele esnasında önemli bir katkı sağlamıştır. Bu noktada şehir hastaneleri başta izolasyon imkanları, test hızı ve kapasitesi, tek kişilik oda ve yoğun bakım yatak sayısı bakımından salgınla mücadelede büyük fark oluşturmuştur.
Bu süreçte Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıkladığı üzere Türkiye’de 100 bin kişiye düşen yoğun bakım yatak sayısı 40’ı bulurken bu rakam ABD’de 34,7; Almanya’da 29,2; İtalya’da 12,5; Fransa’da 11,6; Güney Kore’de 10,6; İspanya’da 9,7; Japonya’da 7,3 ve İngiltere’de 6,6’dır. Şehir hastanelerinin sunduğu imkanların büyük katkısı koronavirüs kaynaklı ölümlerin sayı ve oranlarının salgınla mücadelede örnek gösterilen bazı ülkelerin de aşağısında olmasını sağlamıştır. Dolayısıyla sağlık alanındaki yatırımların temel misyonunu şöyle özetlemek
mümkündür:
“İnsan merkezli yaklaşımla birey ve toplumun sağlık hakkını ve sağlığını en üst düzeyde korumak, sağlık sorunlarına zamanında, uygun ve etkili çözümleri yüksek hizmet kalitesiyle sunmak.” Daha geniş planda ise Türkiye’nin AK Parti döneminde geniş çaplı bir sağlık vizyonunun oluştuğu söylenebilir.
Bu vizyonu en özlü bir şekilde şöyle formüle etmek mümkündür: “Sağlıklı hayat tarzının benimsendiği, herkesin sağlık hakkına kolaylıkla ve yüksek hizmet kalitesiyle eriştiği bir Türkiye.” Elbette en nihayetinde amaç halkın sağlığını korumak, geliştirmek, herkesin eşit ve adil yani hakkaniyetli bir şekilde sağlık hizmetlerine erişmesini mümkün kılmaktır.
EĞİTİM
Türkiye’nin eğitim altyapısının sağlam temeller üzerine oturtulması da AK Parti iktidarının öncelikleri arasında kendine yer bulmuştur. Eğitim sisteminin kurumsallaşması ve eğitim standartlarının yükseltilmesi, teknik ve teknolojik yeniliklerin eğitim sistemine hızlı ve etkili bir şekilde entegre edilmesi bu dönemdeki politikaların başlıca özelliklerinden biri olmuştur. Bu doğrultuda Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) bütçesi son yirmi yılda istikrarlı bir şekilde artarak 3,4 milyar liradan 113,8 milyar liraya yükselmiştir.
Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasının temel göstergelerinden olan öğrencilerin kitaba ulaşım ve barınma konusunda da gözle görülür iyileştirmeler yapılmıştır. 2003’ten 2020’lere kadar öğrencilere dağıtılan kitap sayısı 3 milyarı geçmiştir. Yine 2006’dan 2020’ye kadar yurt/pansiyon sayısı 367 binden 546 bine yükselmiştir.
Öğrenci, öğrenci başına düşen öğretmen sayısı ve okullaşma oranlarında da büyük artışlar olmuştur. İlkokul seviyesinde son yirmi yılda ilköğretimde öğrenci sayısı 10,3 milyondan 11,2 milyona yükselirken okullaşma oranları yüzde 89,7’den yüzde 99,6’ya çıkmıştır. Yine son yirmi yılda ilköğretimde derslik sayısı 253 binden 457 bine ve ilköğretimde görev yapan öğretmen sayısı 345 binden 681 bine yükselmiştir.
Son yirmi yılda öğretmen başına düşen öğrenci sayısında da azalmalar yaşanmış ve bu rakam 30,4’ten 16,1’e inmiştir. Ortaokul seviyesinde de benzeri oranların olduğu görülmektedir. Son yirmi yılda ortaöğretimdeki öğrenci sayısı 2,4 milyondan 5,6 milyona çıkarken okullaşma oranı da büyük bir artış göstererek yüzde 44’ten yüzde 85’e ulaşmıştır.
Ortaöğretimde kız öğrencilerin okullaşma oranı yüzde 39,2’den yüzde 84,9’a; erkek öğrencilerin okullaşma oranı da yüzde 48,5’ten yüzde 85,2’ye çıkmıştır. Ortaöğretimde görev yapan öğretmen sayısı 140 binden 380 bine yükselirken okul sayısı da 6 bin 300’den 13 bine yükselmiştir. Bina ve okul kapasitelerindeki artış da eğitim yatırımlarının temel tezahürlerinden biridir. Zira derslik sayısı 75 binden
219 bine çıkmıştır. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 14,8 ile 21,9 arasında değişim gösterirken 2019’da 14,8 olmuştur.
Öte yandan 2012’de faaliyete geçen Eğitim Bilişim Ağı (EBA) gibi sistemler kurulmuş ve zaruri ihtiyaç halinde çevrim içi eğitimin altyapısı hazırlanmıştır.
Özellikle koronavirüs salgınında eğitim EBA ve televizyon kanalları vasıtasıyla çevrim içi sunulmuş ve Türkiye eğitime kesintisiz devam edebilen az sayıdaki ülkeden birisi olmuştur. Çevrim içi eğitimin niteliği ve muhtevası bazı tartışmalara konu olsa da eğitimin sürekliliği ve öğrencilerin eğitim sürecinden kopmaması anlamında önemli işlevler gördüğü yadsınamaz bir gerçektir. Dolayısıyla eğitim
sistemindeki dijital ve teknolojik imkanların yirmi yıl öncesine göre kıyaslanamaz düzeyde olduğunu vurgulamak mümkündür. (devam edecek-Yatırım ve Kalkınma Hamlelerinin Finansmanı)
Yunus ŞAHBAZ
***
Yazar hakkında
Yunus ŞAHBAZ,2014’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi-Mülkiye’den mezun olmuştur. 2017’de Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamlamıştır. Kırıkkale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak görev yapan Şahbaz “Türk Düşüncesinde Aydın Sorunsalı: Bir Erol Güngör Çözümlemesi” başlıklı teziyle doktorasını tamamlamıştır. Akademik görevlerinin yanı sıra Muhafazakar Düşünce dergisinin genel yayın yönetmenliğini deruhte etmektedir. Akıntıya Karşı Bir Aydın: Erol Güngör ve Vahdettin Işık’la beraber editörlüğünü üstlendiği Said Halim Paşa: Geleneğin Muhafızı, Değişimin Faili isimlerinde kitapları vardır. Çok sayıda ulusal ve uluslararası dergilerde makaleleri ve çeşitli süreli yayınlarda yazıları bulunmaktadır.
Temel çalışma alanları Türk siyasal hayatı, Türk düşüncesi, Türk sağı, Türkiye’de milliyetçilik ve muhafazakarlıktır.
[UHA Haber Ajansı, 03 Ocak 2022]